“Lojistik”, modern taşıma sistemlerinin temelinde yer almaktadır ve bir
organizasyon derecesine ve ancak modern teknolojinin meydana getirmiş
olabileceği yük hareketleri üzerinde kontrole işaret etmektedir. Taşıma
endüstrisindeki en önemli gelişmelerden biri haline gelmiştir. Yeşil
kavramı, bir dizi çevresel mesele için nihai amaç olmakla birlikte,
genel anlamda olumlu olarak değerlendirilir. Çevreyle uyumu belirtmek
için kullanılır ve aynı “lojistik” gibi, sisteme son derece faydalı bir
olgudur. İki konsept yan yana getirildiğinde , çevre dostu ve etkin bir
taşıma ve dağıtım sistemini akla getirmektedir.
Her ne kadar,
takriben son 10 yıldır yeşil lojistik hakkında epey tartışma olmuşsa da,
bu oldu taşıma endüstrisinde çok dar ve spesifik ilgi uyandırmıştır. Daha geniş yorumlar yapma girişiminde bulunulduğunda, “lojistik” ve
“yeşillik” amaçları ve hedefleri arasında temel tutarsızlıklar olduğu
gösterilecektir.
Yeşil lojistik”, çevreye en az zarar verecek
şekilde, lojistik faaliyetlerin gerçekleştirilmesi amacıyla, tüm
faaliyetlerin çevre üzerindeki olumsuz etkisini ölçmek ve en aza
indirmeye çalışmaktır. Bu kavramın ortaya çıkmasının asıl sebebi,
özellikle batı ülkelerindeki tüketici bilincidir. Alıcılar, tükettikleri
malzemelerin, her geçen gün daha çevreci olmasını istiyorlar ve bu
konuda özellikle dünya markası olan firmalara, büyük oranda baskı
uyguluyorlar.
Neden Yeşil Lojistik?
Son araştırmalara göre ,
avrupalıların % 65’ten fazlası iklim değişikliği ve çevresel kirliliği
bir tehdit olarak görmektedir. Bu yaklaşım çevreye duyarlı teknolojiler
ve çevresel yönetim sistemleri geliştiren şirketlerin
ödüllendirileceğini göstermektedir.
Yeşil lojistiğin var olma nedenleri
Çevresel bir politika şirketin kurumsal itibarını artırır.
Tüketiciler,
şirketlerin kurumsal sosyal sorumluluğunu yerine getirecek yeni bir
vizyon geliştirmelerine beklemektedir. Bu durum rekabet avantajı
yaratır. Çevre sicilleri daha iyi olan şirketlerin maaliyet ve
yükümlülükler konusunda daha az zorluk çıkaracakları düşüncesi ile
yatırım için daha çekici hale gelmektedir.
Yeşil lojistiğin gelişimi ve uygulanışı
İnsan
emeğinin pek çok diğer alanı ile birlikte, “yeşillik”, 1980 sonlarında
ve 1990 başlarında taşıma endüstrisinde bir parola halinde gelmiştir. Bilhassa asit yağmuru ve küresel ısınma gibi geniş anlamda yer bulan
meseleler olmak üzere çevre sorunları ile ilgili olarak artan
farkındalıktan ileri gelmiştir. Dünya çevre ve kalkınma komisyonu , bir
uluslararası eylem amacı olarak çevresel sürdürülebilirliği tesis etmesi
ile birlikte, siyasi ve ekonomik arenalarda yeşil konulara önemli
destek vermiştir. taşıma endüstrisi, çevresel bozulmaya büyük katkılarda
bulunmaktadır. Gelişen lojistik alanı, pek çokları tarafından taşıma
endüstrisinin daha çevre dostu bir görünüş sergilemesine yönelik bir
fırsat olarak görülmüştür. 1990’ların ilk yılları, çevrenin, lojistik
sektörüne nasıl dahil edilebileceğini öne süren çalışma, rapor ve
fikirlerle dolup taşmakta iken, 1990’ların “çevrenin on yılı” olacağı
belirtilmekteydi.
Geriye dönüp sözü geçen on yıla bakıldığında,
lojistik sektörünün çevreye olan ilgisinin, kendini yeni pazar
fırsatlarından istifade etme açısından daha belirgin biçimde gösterdiği
gözlemlenmektedir. geleneksel lojistik, ileriye doğru dağıtım, yani
üreticiden tüketiciye taşıma, depolama, ambalajlama ve stok yönetimi
arayışındayken, çevresel hususlar, piyasaları geri dönüşüm ve imhaya
açmış; yeni tersine lojistik alt sektörüne yol açmıştır. Bu tersine
dağıtım, atıkların ve kullanılan malzemelerin taşınmasını kapsamaktadır.
“Tersine lojistik” terimi, geniş ölçüde kullanılırken, “tersine
dağıtım”, “ters akışlı lojistik” ve “yeşil lojistik” gibi başka isimler
de telaffuz edilmiştir.
Lojistiğin, geri dönüşüme ve zehirli,
tehlikeli maddeler dahil her türden atık malzemenin imha edilmesine
girmesi, büyük ve yeni bir pazar haline gelmiştir. Birkaç değişken
vardır. Evsel atığın geri dönüşüm için ev sakinleri tarafından ayrıldığı
önemli bir segment, müşteri yönelimlidir. Bu, pek çok toplumda geniş
ölçüde rağbet görmüştür. İkinci bir tip ise, tehlikeli malzemeler dahil
geri dönüşümsüz atıkların, bu iş için tayin edilen bölgelere atılmak
üzere taşınmasıdır. Kentsel alanlara yakın çöp depolama sahaları
seyrekleştiğinden, atıkların, daha uzak mesafelerdeki boşaltım
merkezlerine taşınması gerekmektedir. Tersine dağıtımın, geri almanın
yanı sıra yeni ürünlerin teslimatı sorumluluğunu da kuruluşun (imalatçı
ya da dağıtımcı) aldığı daimi tümleşik bir süreç olması da değişik bir
yaklaşımdır. Örneğin Bmw’nin, parçaları tamamen geri dönüştürülebilir
olan bir araç tasarlaması gibi.
Lojistik sektörünün çevresel
zorunluluklara yanıt verme yöntemi, ticari ve ekonomik zorunlulukları
göz önünde bulundurulduğunda beklenmedik değildir. Bununla birlikte,
kirlilik, tıkanıklık ve kaynakların tükenmesi gibi önemli sorunları
adeta görmezlikten gelmiş olması, lojistik sektörünün, o kadar da yeşil
olmadığı anlamına gelmektedir. Temel iki ana sorun, tehlikeli atık imhası
ile katı atık imhası olmuştur. bu sorunları, “büyük” veya “azami” öneme
sahiptir. Tanımlanan sorunlardan önem derecesi en düşük olanlar, genel
olarak çevreciler merkezi önemde kabul ettiği iki unsur olan tıkanıklık
ve arazi kullanımıdır. Çevresel sorunların, lojistik fonksiyonlar
üzerinde gelecekteki etkileri ana faktörler olarak, yine atık imha ve
ambalajlamadır. tümü kilit lojistik unsurlar olan müşteri hizmetleri,
stok kontrolü ve üretim programlamanın, önemsiz çevresel sonuçları
olarak ön görülür.
1990’ların sonunda, lojistik sektörünün
çevreye olan ilgisinin çoğu tükenmiştir. 21. yüzyılın başında, genel
anlamda lojistik sektörünün, yeşil kabul edilmekten hala çok uzak
olduğunu akla getirmektedir. En büyük çevresel meşguliyet, ters lojistik
olmuştur. Kayda değer sürdürülebilirlik unsurlarından biri olan geri
dönüşüm olarak bu önemli bir adımken, çevresel olarak önemli diğer pek
çok hususa hiç değinilmemiştir. Taşıma lojistiğinin başarıları, çevreyle
uyumlu olup olmadığı sorgulanmıştır.